Osmanlı Dönemi'nde KUDÜS

Yavuz Sultan Selim Mercidabık'ta Memlükler'e karşı kazanılan zaferden sonra Halep, Hama, Şam üzerinden güneye doğru ilerleyerek 4 Zilhicce 922'de (29 Aralık 1516) idrls-i Bitlisl'nin de aralarında bulunduğu devletin bir kısım ileri gelenleriyle ve askerle birlikte Kudüs'e geldi. Ancak Kudüs padişahın gelişinden önce muhtemelen Ekim 1516'da Osmanlı yönetimine girmişti. Bu tarihte başlayan Kudüs'teki Osmanlı yönetimi. 1831-1840 yıllarında gerçekleşen Kavalalı Mehmed Ali Paşa dönemi hariç Aralık 191 7'ye kadar yaklaşık dört asır devam etti. Kudüs, Osmanlı yönetimi altında hep sancak statüsünde kalmakla birlikte bağlı bulunduğu merkez zamanla değişti.

1516 1831 yılları arasında Şam eyaleti,1841 1865 yılları arasında Sayda eyaleti ve bu son tarihte Sayda ve Şam eyaletlerinin birleştirilmesiyle oluşturul an Suriye vilayeti içinde yer aldı. 1872-1917 döneminde ise müstakil mutasarrıflık statüsü verilerek doğrudan merkezi hükümete bağlandı. Mali açıdan önce Halep 1860'ların ikinci yarısından itibaren Şam defterdarlığına bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti. Kudüs'ü yönetimi altına aldıktan kısa bir süre sonra ona atfettiği özel önemi gösterir icraatlara başladı. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde büyük imar faaliyetleri gerçekleştirildi. Kubbetü's-sahra'nin restorasyonuyla başlayan çalışmalar bugün hala ayakta olan surların inşasıyla sürdü. Yapımı beş yılda tamamlanan. uzunluğu 3 kilometreyi, yüksekliği 12 metreyi aşan surların otuz dört kulesi ve yedi kapısı vardır ve bunların altısının üzerlerinde yapım tarihlerini gösteren kitabeleri bulunmaktadır. Sultan Süleyman ' ın diğer önemli projesi Beytülahm ve Halilürrahman'dan Kudüs'e su getiren kanalların tamiri. şehir suyunun dağıtımının yapıldığı havuzların yenilenmesinin yanı sıra beşi sur içinde olmak üzere altı çeşmenin inşası olmuştur. Padişahın hanımı Hürrem Sultan'ın 1 SS1'de yaptırdığı külliye de Kudüs'ün en önemli hayır kuruluşlarındandır. Cami, medrese. han, ribat ve imaretten oluşan külliye Kudüs'teki Osmanlı eserlerinin önde gelenlerindendir. Günümüzde bakımsız bir vaziyette ayakta olan imarette yüzlerce misafir, sufi, medrese öğrencisi ve fakire yemek dağıtılmıştır. Külliyenin masraflarının karşılanması için büyük bir vakıf kuran Hürrem Sultan, Suriye ve Filistin'de özellikle Remle civarında birçok köy ve geniş araziyi bu vakfa tahsis ettirmiştir. Onun 1558'de ölümünden sonra Sultan Süleyman, Sayda civarında dört köyün arazisini daha bu vakfa ilave etmiştir.

XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren giderek belirginleşen Osmanlı merkez idaresinin zayıflaması Kudüs'ü de olumsuz etkilemiştir. Bunun en açık göstergesi, genel olarak bölgenin ve özellikle de Kudüs'e ulaşan yolların güvenliğinin zayıflamasıydı. Kutsal mekânlara giden hacılar zaman zaman bedevilerin saldırılarına maruz kalmaktaydı. Buna çözüm olarak yollar üzerine çeşitli güvenlik kulelerinin yapıldığı , bölgenin timar ve zeamet sahiplerinin Kudüs. Halilürrahman ve Nebi Musa'yı ziyaret eden hacıların güvenliğini sağlamakla görevlendirildiği tesbit edilmektedir.

Osmanlı döneminde Kudüs bölgesi hıristiyanları arasındaki ilişkilerin gergin olduğu görülmektedir. Latin kilisesine bağlı olanlarla Rum ve Ermeni kiliseleri mensupları arasında hıristiyanlarca kutsal sayılan mekanlarla ilgili haklar konusunda sürekli anlaşmazlık çıkmıştır. Bu durum. 1660'lı ve 1670'li yıllarda özellikle Latin kilisesi mensuplarıyla Rum Ortodoks hıristiyanları arasında kanlı çatışmalara yol açmıştır. Ortodokslar' ın çoğunlukta olmalarına rağmen Latinler'in Avrupa Katolik'lerinin desteğini almaları bir başka gerginlik sebebi olmuştur. Fransa'nın Latin kilisesi lehine girişimlerini sürdürmesi ve Rum kilisesinin XVIII. yüzyılda Osmanlı merkez yönetimi üzerinde etkisini arttırarak Habeş, Süryanî ve Kıptî kiliselerinin kendisine bağlanmasını sağlaması hıristiyan mezhepleri arasındaki anlaşmazlıkları körüklemiştir.

XVIII. yüzyılda genel olarak Kudüs'ün şartları daha da ağırlaştı. 1702'de Kudüs sancak beyi tayin edilen Muhammed Paşa'nın vergileri arttırması ve vergi toplamada sıkı davranması Nakibüleşraf Muhammed Hüseynî'nin öncülüğünde bir isyana sebep oldu ve nakibüleşraf iki yıl süreyle yönetimi fiilen ele geçirdi. Şam eyalet valisi 1705'te askeri güç kullanarak isyanı bastırabildi.

Yine XVIII. yüzyılda merkezi idarede görülen zaaf Kudüs'te iki yeni gelişmeye yol açtı. Birincisi, sancak beylerinin mahalli olarak güçlü aile mensuplarından tayin edilmesi. ikincisi de Kudüs'te bazı ailelerin prestij ve gücünün belirgin bir şekilde artmasıdır. Bu yüzyılda Kudüs sancak beylerinin çoğu Tukan ve Nimr ailelerinden seçildi. Aynı şekilde bu dönemde Hüseyn'i, Halidi ve Ebü'I-Lutf gibi aileler güçlendi ve Osmanlı yönetimi boyunca Kudüs yönetiminde etkili oldu. Çoğunlukla müftüler Ebü'I-Lutf ailesinden, nakibüleşraflar Hüseyn'i ailesinden, şer'i mahkeme üst görevlileri ve belediye başkanları da Halidi ailesinden seçildi. 1. Meşrutiyet Meclisi'nde Kudüs'ü temsil etmek üzere Halidi ve Hüseyn'i aileleri yarışmış, seçimi Yusuf el-Halidî kazanmıştır. ll. Meşrutiyet dönemi meclisinde ise Kudüs bu aile üyelerinden Ruhi el-Halidi ve Said ei-Hüseyn'i tarafından temsil edilmiştir.

Kudüs XVIII. yüzyılın sonunda beklenmedik bir tehdide maruz kaldı. 1798'de Mısır'ı işgal eden Napolyon bir yıl sonra Gazze ve Remle'yi de ele geçirerek Kudüs'ün Akdeniz sahiliyle, ardından kuzeye doğru ilerleyerek Safed'i de ele geçirip Şam ile karayolu bağlantısını kesti. Bu gelişmeler Kudüs halkı tarafından tepkiyle karşılandı . Akka'da Cezzar Ahmed Paşa'nın Fransız kuvvetlerine karşı galip gelmesi ve Mayıs 1799'da Fransızların bölgeden tamamen çekilmesi Kudüslüleri rahatlattı.

XIX. yüzyılın ilk çeyreği n deki siyasi gelişmeler Kudüs'ü etkiledi. 1807'de Kudüs'ü de içine alan isyan Sayda Valisi Süleyman Paşa tarafından bastırıldı. Bölgede gelişen Vehhab'i tehlikesine karşı 1810 yılında Sayda Valisi Süleyman Paşa Kudüs sancak beyliği görevini de üstlendi. 1821'deki Yunan isyanı Kudüs'te özellikle Rum Ortodokslar arasında hareketlenmelere yol açtı. ancak yetkililerin sıkı tedbirleriyle çatışma çıkması önlendi. 1825'te merkezi yönetimin zaafından yararlanmak isteyen Kudüs civarındaki bazı köyler askere gitmemek ve vergi ödememek için bir isyan başlattılar; Remle-Kudüs arasında etkili olan bedevi şeyhlerinden İbrahim Ebu Goş'un da desteğini alarak kısa sürede şehri ele geçirdiler. Sayda Valisi Abdullah Paşa isyancıları ikna ederek 1826 sonlarında sükuneti sağlayabildi.

Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa yönetimi döneminde (1831- 1840) Kudüs'te önemli değişiklikler oldu. Onun katı uygulamaları, vergilerin arttırılması, silahsızlandırma ve mecburi askerlik kararları 1834-1838 yılları arasında Kudüs merkezli bir dizi ayaklanmaya yol açtı. Aralık 1840'ta Kudüs tekrar Osmanlı yönetimine girdi. 1838'de Kudüs'te ilk konsolosluğu İngiltere açtı; bunu Prusya, Fransa, Avusturya ve Rusya konsoloslukları takip etti. Bu dönemde misyoner faaliyetleri de hız kazandı. 1841 'de İngiliz -Alman Protestan piskoposluğu kuruldu, 1845'te Grek Ortodoks patriği İstanbul'dan Kudüs'e taşındı ve 1847'de Latin patrikliği canlandırıldı.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında da Avrupa kökenli kültürel. dini. siyasi kuruluşlar Kudüs'teki yatırımlarını arttırarak sürdürdüler. Avrupa devletleri bir taraftan azınlıklar lehine baskılarını arttırırken diğer taraftan kendi aralarında nüfuz mücadelesine giriştiler. İngiltere, bilhassa yahudilerin hamiliğini üstlenmeye çalıştığı gibi Kudüs ve çevresinde bir Protestan hıristiyan nüfusu oluşturdu ; Fransızlar Katolik cemaat. Ruslar da Ortodoks gruplar üzerinde etkilerini yoğunlaştırdı. 1870'lerden sonra yahudi göçünün giderek artması, 1882 ve 1905'te iki büyük yahudi göç dalgası Kudüs'ün nüfus yapısını değiştirmeye başladı. Bu gelişmelere paralel olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında özellikle dış kaynaklı yatırımlar şehrin yapı taşmasını sur dışına taşırdı . Yahudiler eski şehrin kuzeybatı ve kuzeydoğusunda, Araplar ise şehrin kuzey ve doğusuna doğru yeni yerleşim birimleri kurdular; sur dışında adeta yeni bir şehir oluştu.

Osmanlı Devleti. Kudüs'ü birçok yönden derinden etkileyecek olan bu gelişmelere karşı bir taraftan Avrupa'nın müdahalelerini sınırlandırmaya. diğer taraftan da Kudüs şehrini modernleştirmeye çalıştı. 1863'te Kudüs Belediyesi teşekkül etti, sancak yönetimini düzenlemek üzere bir idare meclisi kuruldu . Kudüs Belediyesi şehrin temizliği. kanalizasyon sistemi, aydınlatılması , sokakların tanzimi ve ağaçlandırılması gibi alanlarda önemli hizmetler verdi ve 1891 'de belediye hastanesini hizmete açtı. 1886'da Kudüs polis gücü oluşturuldu . 1900'de Yafa Kapısı'nın yakınına bir sebil, kapının üzerine de saat kulesi inşa edildi. Müze ile Türkçe. Arapça ve Fransızca oyunların sergilendiği tiyatro da diğer kültürel yatırımlardandır.

Siyasi alanda son dönemin en önemli problemi yasa dışı yahudi göçü idi. Osmanlı Devleti, yahudi göçünü ve yahudilere toprak satışını engelleme girişimleri çerçevesinde birçok tedbir almasına rağmen mahalli ve milletlerarası kaynaklı sebeplerden dolayı tam anlamıyla başarılı olamadı. Özellikle ll. Abdülhamid döneminde siyonizm ve Filistin'e yahudi göçüne karşı yoğun çabalar sarf edildi. 1. Dünya Savaşı'nın sonunda Osmanlı Devleti'nin yenilmesiyle Kudüs'ün geleceği de köklü değişikliklere maruz kaldı .

Kudüs'ün Osmanlı idaresi altındaki gelişme seyri hakkında veriler 1520'lerden itibaren başlar. Bunlardan biri olan nüfus yapısıyla ilgili kayıtlar XVI. yüzyıl boyunca yükseliş seyri takip etmiştir. Memlükler döneminde 10.000 civarında nüfusu bulunduğu tahmin edilen Kudüs, 932 (1525-26) tarihli Osmanlı sayımına göre on mahallede (Babü'l-Hitta, Babü'l-Kattanîn, Zeraine. Rîşe , Ben Haris, Akabe-i Sit, Halidî,Şeref. Babü 'l-Amûd, Beni Zeyd) oturan 616 hane ( yaklaşık 3100 kişi ) müslüman, içlerinde Melkit'i, Süryanî ve Ya'kübîler'in yer aldığı 119 hane ( 550-600 kişi) hıristiyan ve 199 hane (1000 kişi) yahudi olmak üzere toplam 934 hane (4700 kişi) nüfusa sahipti. On üç yıl sonra 94S'te (1538-39) nüfus 1168 hane, yetmiş beş bekar müslüman, 136 hane, altmış altı bekar hıristiyan ve 224 hane, on dokuz bekar yahudiden oluşuyordu (toplamı 528 hane, 160 bekar. tahminen 7900-8000 kişi). XVI. yüzyılın ortalarına doğru nüfus en yüksek seviyesine ulaştı. 961 ( 1554) yılı kayıtlarına göre sekiz mahallede 1987 hane, 141 bekar müslüman erkek nüfus yanında. 303 hane 135 bekar hıristiyan ve 324 hane, on üç bekar yahudi olmak üzere toplam nüfus 13.000 kişiyi geçti. Bu tarihlerde şehirde Döğer Türkmenleri 'ne mensup bir grup da yerleşmişti ( 1538' de yirmi iki hane, 1553 'te on sekiz hane). 970'te (1562-63) nüfus miktarı bir önceki sayıma göre biraz azalmayla hemen hemen aynı kaldı (toplam 2451 hane, 249 bekar, tahminen 12.600-12.800 kişi) . Sadece müslümanlara yer verildiği anlaşılan 1005 ( 1596) yılı kayıtlarında 1444 hanenin mevcut olduğu hıristiyan ve yahudi nüfus verilerinin noksan bulunduğu dikkati çeker. Nüfusun çoğunluğun u oluşturan müslümanlar içinde Araplar yanında Anadolu, Kuzey Afrika, Hindistan ve Orta Asya ülkelerinden gelen müslümanlar da vardı. Özellikle Mağribî olarak geçen grup sayıca kalabalıktı. Hıristiyanlar ise Süryanî, Ya'kübî, Ermeni, Rum, Melkitî, Sırp . Frenk ve Gürcü gruplarından meydana gelmekteydi. Bu yüzyılda yahudi nüfusundaki kısmi artışın sebebi, Osmanlıların İspanya'dan sürülen yahudilerin bir kısmına Kudüs'e yerleşme izni vermeleriydi. Yahudiler 1 538'den itibaren üç mahalle halinde kaydedilmişlerdi. 1617'de Kudüs'e gelen Polonyalı Simean burada on iki hane yerli Ermeni. yirmi-otuz hane Kıptî, az miktarda da Rum bulunduğunu; Ermeni, Rum, Frenk ve Sırplara ait olmak üzere dört manastırın yer aldığını yazar . 1660'ta Chevalier d'Arvieux halkın Arap, Türk ve yahudi dışında Frenk, Rum, Ermeni, Marunî Gürcü. Kıptî, Habeş ve Keldanî hıristiyanlardan meydana geldiğini, fakat bunların Arap, Türk ve yahudilere nispetle çok az sayıda olduğunu belirtir. Şehri 1671'de etraflı şekilde tavsif eden Evliya Çelebi ise iç kalede Türk garnizonunun bulunduğunu ve yetmiş evin mevcut olduğunu, Hz. Davud varoşundaki kırk hane dışında 1000 evin sur içinde yer aldığını yazar.

XVIII. yüzyılın sonunda da Kudüs'ün nüfusunun 14.000'i aşmadığı tahmin edilmektedir. Volney 1784 'te şehrin nüfusunu 12.000 ile 14.000 arasında tahmin etmektedir. A. Bonne. XIX. yüzyılın ilk yıllarındaki Kudüs nüfusunun 12.000 civarında olduğunu belirtir.

XIX. yüzyılda Kudüs'ün nüfusuna dair kaynaklar çoğalmaktadır. Osmanlı kaynaklarına göre 1849'da şehirde 6184 müslüman, 3744 hıristiyan ve 1790 yahudi olmak üzere 11.682 kişi yaşıyordu. 1850'den itibaren nüfusta giderek artış görüldü. 1870'te toplam nüfus 20.000, 1880'de 30.000 ve 1890'da 40.000 seviyelerine ulaştı. Bu son yıllarda şehirdeki yahudi nüfus sayısı oldukça arttı ve en kalabalık grup haline geldi. 1900'de 10.000 müslüman, 10.000 hıristiyan ve 35.000 yahudi olmak üzere toplam nüfus 55.000'i buldu. Osmanlı ve Avrupa kaynaklı nüfus rakamları arasında en önemli fark Avrupa kaynaklarında mübalağalı verilen yahudilerin sayısında ortaya çıkmaktadır. Bu farkın bir diğer sebebi de Osmanlı kaynaklarının Osmanlı vatandaşlarını esas alması dolayısıyla Kudüs'teki yabancı uyruklu ve yasadışı olarak orada bulunan yahudileri içermemesidir. Bazan da yahudi nüfusunun kasten abartıldığı görülmektedir. Siyonist teşkilat görevlisi Arthur Ruppin'in 1914 yılı yahudi nüfusunu 45.000 göstermesi bunun açık örneğidir. Aynı yıllara ait Osmanlı nüfus istatistikleri 18.190 yahudi kaydetmektedir.

Ticari ve ekonomik açıdan Kudüs fazla gelir kaynağına sahip değildi. Şehrin civarındaki tarım arazileri yetersiz ve sanayinin gelişmesi için gerekli miktarda ham maddeden mahrumdu. Ticari açıdan da önemli ticaret yollarının dışında kalıyordu. Bütün bu olumsuzluklara karşı en önemli gelirleri dini statüsünden kaynaklanmaktaydı. Hacıların ve turistlerin ziyaretleri el sanatlarına ve ticarete bir canlılık kazandırmaktaydı.

Osmanlı dönemi Kudüs'ünde tekstil ve boyacılık, dericilik, sabunculuk ve metal atölyeciliği dallarında sanayi üretimi dikkat çekmektedir. İthalat ve ihracat açısından bakıldığında sabun Mısır'a, tahıl Mısır. Rodos ve Dubrovnik'e ihraç edilirken Mısır'dan pirinç. Şam'dan elbise ve kahve. İstanbul, Irak ve Çin'den bazı tekstil ürünleriyle halı ithal edilirdi. Kudüs gelirleri arasında vergilerin yanı sıra üç kutsal din mensuplarının bölgeye yaptıkları düzenli ziyaretler sırasında yapılan satışlar ve özellikle hediyelik eşya üretiminden elde edilen gelirler de zikredilebilir. Alman seyyahı Seetzen, 1806'da Kudüs'te faaliyet gösteren esnaf ve tüccar sayısının en az 700 olduğunu belirtmektedir. Kudüs'ün en önemli gelir kaynağı ise İstanbul ve Mısır'dan gönderilen surrelerdir. Dışarıdaki yahudilerin Kudüs'teki dindaşlarına bir nevi zekat gibi gönderdikleri paralarla Avrupa krallıklarının hıristiyanlara yaptıkları mal1 destekler de Kudüs için önemli gelir kaynaklarındandı.

Kudüs. 1850'lerden itibaren belirgin bir şekilde gelişmeye ve şehrin nüfusu artmaya başladı. İnşaat sektöründe önemli gelişmeler oldu ve işsizlik azaldı. Daha önce ciddi bir gelir kaynağı oluşturan sabun üretimi XIX. yüzyılın ikinci yarısında geriledi. Bu dönemde Kudüs'te satılan hediyelik eşyaların üretimi de Beytülahm'da yapılmaya başlandı. Osmanlılar'ın son döneminde Kudüs'e gelen yahudi sayısındaki artış şehrin ekonomik yapısını fazla değiştirmedi.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında ulaşım sisteminde belirgin bir iyileşme gerçekleşti. 1865'te Kudüs telgraf sistemine kavuştu. 1868'de Kudüs- Yafa karayolu ve 1892'de Kudüs -Yafa demiryolu hizmete açıldı. Bu gelişmeler Kudüs'ün dış dünya ile ilişkilerinin gelişmesine. ziyaretçi sayısının artmasına ve ekonomik açıdan gelişmesine önemli katkı sağladı.

Kudüs'ün eğitim ve kültür hayatı da Osmanlılar döneminde önemini korumuştur. İslam tarihi boyunca farklı müslüman ülkelerden gelen yüzlerce alim Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmiş ve bir kısmı Kudüs'te yaşamayı tercih ederek şehrin ilmi hayatına katkıda bulunmuştur. Osmanlı döneminde devralınan İslami miras korundu. Kudüs ilmi cazibe merkezi olmayı sürdürdü. Şehirde kurulan medreseler vakıflarla desteklendi. Medreselerin etrafı tasavvufi hayat açısından da canlandı. Mescid-i Aksa ve Şam Kapısı civarında birçok tekke ve zaviye yer almakta, Mevleviyye, Şazeliyye, Rifaiyye ve Ahmediyye gibi tarikatlar şehrin dini ve kültürel hayatına belirgin katkı sağlamaktaydı.

XVIII. yüzyıldan itibaren Kudüs medreseleri ve kültür hayatı gerilemeye başladı. Bunun en önemli sebebi medreseleri ve kültürel hayatı canlı tutan vakıfların zayıflamasıdır. Kudüs'teki eğitim kurumlarını ve dini-kültürel hayatı canlı tutan vakıflar sadece Kudüs ve civarında değil Anadolu, Mısır ve Suriye'de de bulunmaktaydı. Medreselerden başka bir çeşit eğitim kurumu sayılabilecek hankahlar, ribatlar ve zaviyeler de vardı. Bütün bu kurumlarda dini eğitim hakimdi. XIX. yüzyılın ikinci yarısında modern devlet okullarının yanı sıra misyoner okullarının da hızla arttığı görülmektedir.

Kudüs'ün eğitim ve kültürel hayatının en önemli kurumlarından biri de kütüphanelerdi. Bunların en eskisi Mescid-i Aksa Kütüphanesi idi. Burada bulunan · kitapların çoğu Haçlılar tarafından yakılmıştır. Bu kütüphanenin kitapları genel olarak Kur'an ve Kudüs üzerine yazılanlardan oluşmaktaydı. Ayrıca Eşrefiyye ve Kadiriyye gibi büyük medreselerin kendi kütüphaneleri mevcuttu. Memlük ve Osmanlı sultanlarının Mescid- i Aksa'ya hediye mushaf göndermeleri adettendi. Kudüs şer'iyye sicilieri şehrin özel kütüphaneleri hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bunlardan birkaçı şöyle sıralanabilir: Muhammed İbn Büdeyr, Hasan el Hüseynî, Beşir el-Halidî. Kudüs, tarihinin hemen her döneminde inşa faaliyetlerine sahne olmuştur. Özellikle Memlük ve Osmanlı dönemlerinde yapılan büyük binalar, camiler, medreseler. tekkeler. zaviyeler, ribatlar ve hankahlar şehrin ekonomik hayatına önemli katkı sağlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında ise tarihinin altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde Kubbetü's-sahra'de gerçekleştirilen inşa faaliyetlerinin dışında Kudüs s urlarının yapımı (1536-1540). vakıflar ve günde yüzlerce fakiri doyuran Haseki Sultan İmarethanesi zikredilmelidir.