İlahi Dinlerde KUDÜS'ün Yeri

Kudüs şehri Tevrat'ta sadece bir defa Salem adıyla zikredilmektedir (Tekvin. 14/18). İshak'ın kurban olarak takdim edildiği Moriah dağının Süleyman Mabedi'nin yapıldığı yer olduğu iddiası tartışmalıdır. Şehrin krallık ve ibadet merkezi oluşu Hz. Davud'la başlamaktadır. Birinci mabet döneminde mabedin bulunduğu tepeye Sion tepesi denilmekteydi, Sion adı Kudüs'ün tamamını da ifade ediyordu. Hz. Davud'a saltanatının ebediyen devam edeceği vaat edildiğinde bu aynı zamanda krallık ve mabet şehri olan Kudüs'ün ebediliğine de işaret sayılmıştır. Hz. Süleyman zamanında mabedin inşası Kudüs'e ayrı bir kutsallık sağlamış. bir taraftan Davud'un saltanatının ebediyen devam edeceğine dair Tanrı'nın vaadi, diğer taraftan mabedin Tanrı'nın ebedi mekanı olarak kabulü şehri kutsallaştırmıştır.

Mezmurlar'da (Mezmur, 132), ahit sandığının getirildiği Davud şehri (Sion) sadece Rabbin krallık için seçtiği bir şehir olarak değil Rabbin meskeni olarak da takdim edilmektedir. Peygamber Yeremya'ya göre Kudüs'e "Rabbin tahtı, adalet yurdu, kutsiyet dağı " denilecektir . O ayrıca "yüksekliği güzel, bütün yerin sevinci" (Mezmur, 48/2), "güzelliğin kemali" (Mezmur, 50/2 ) olarak nitelendirilmekte. "Eğer seni unutursam ey Yeruşalim, sağ elim hünerini unutsun; eğer seni anmazsam, eğer Yeruşalim ' i baş sevincimden üstün tutmazsam dilim damağıma yapışsın" (Mezmur, ı 37/5-6) denilmektedir.

Kudüs, özelliği ve kutsallığı sebebiyle yahudi şeriatında diğer şehirlerden farklı bir konumda ele alınmıştır, dolayısıyla bazı kurallar Kudüs'e uygulanmamaktadır. Tanrı tarafından seçilen bir yer kabul edildiği için (Mezmur, 132/13) Kudüs Mabedi sadece kurbanların takdim edildiği bir mekan değil aynı zamanda hac ibadetinin de hedefidir. Çünkü yılda üç defa (Pesah, Şavuot ve Sukkot bayramlarında) her erkek kurban takdimi için Rabbin huzurunda (mabette) bulunmakla yükümlü tutulmuştur. Hac mekanı olduğu için yahudiler burada belli bir süre ikamet etmek durumunda kalmışlar, bu da mabedin ayakta olduğu dönemde halkın kültür hayatını şekillendiren en önemli özelliğini oluşturmuştur.

Tanrı tarafından seçilmiş olması dolayısıyla Kudüs, Yahudiliğin en yüce değerlerinin ve ümitlerinin simgesi olmuştur. Peygamberler ondan övgüyle bahsetmişlerdir. İşaya Kudüs'ü "adalet şehri" diye adlandırmakta ve şeriatın Sion'dan, Rabbin sözünün Yeruşalim ' den çıkacağını bildirmekte, Yeremya gelecekte Kudüs'e "Rabbin tahtı" denileceğini, bütün milletlerin onda toplanacağını belirtmektedir. Diğer taraftan Eski Ahit'te onun güzelliği anlatılmakta ve sevgiliye benzetilmektedir (Neşideler Neşidesi, 6/4; Mezmur, 48/2; 50/2), Talmud'da (Sukkot, 51b) Kudüs'ü görmeyenin güzel bir şehrin nasıl olduğunu asla bilemeyeceği belirtilmekte, Midraş ' ta (Genesis Rabbah, 14, 8) Adem'in Kudüs Mabedi'nin toprağından, bir başka rivayette ise dünyanın Sion'dan başlayarak yaratıldığı nakledilmektedir. Yahudi şeriatına (Halakah) göre bütün ülke kutsaldır, ancak Kudüs şehri en kutsaldır. Yeryüzündeki en kutsal yer olan ve "kutsallar kutsalı" denilen mekan Kudüs'teki mabette bulunmaktadır. Şeriatta Kudüs'ün kutsallığının gerektirdiği emirler ve yasaklar sıralanmıştır.

Milattan sonra 70 yılındaki yıkımın ardından yahudi milletinin hayatında Kudüs daha az rol oynamaya başlamış, ancak manevi ihtişamın sembolü ve şeriatın bedenleşmiş şekli olarak varlığını sürdürmüş, ona olan özlem her vesileyle dile getirilmiştir. Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar ve hangi saatte dua ederlerse etsinler mutlaka Kudüs'e dönmek zorundadırlar. Yemek duasında Kudüs'ün yeniden inşası dileği yer almaktadır. Günde üç defa tekrarlanan Amidah adlı dua Kudüs'e dönülerek yapılmakta. bu duada Kudüs'e dönme. şehri ve Davud saltanatını yeniden tesis etme arzusu ifade edilmektedir. Yıllık üç oruçta Kudüs'ün yıkılışının anısına yas tutulmaktadır.

Kudüs'ün ibadet hayatındaki önemi yahudi devletinin Mesih tarafından bu topraklarda kurulacağı inancına dayanmaktadır. Kudüs'ün yeniden inşası ve mabedin yapılması bunun işaretleridir. Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud'da Tanrı'nın yerdeki Kudüs'e girmeden gökteki Kudüs'e girilemeyeceğini bildirdiği nakledilmektedir. Yahudi dini literatürünün bir kısmında semavi Kudüs'ün dünyanın sonunda yerdekinin yerini almak üzere ineceği belirtilmektedir. Yahudilerde, Kudüs yeniden kurulduğunda ve ölüler diriltildiğinde mabedin bulunduğu tepeye yakın olduğu için zaman kazanmak ve sıkıntıyı azaltmak amacıyla Zeytindağı'na gömülme arzusu vardır. Yahudi Fısıh bayramının seder sofrası ve kefaret günü ibadeti "seneye Kudüs'te" dileğiyle sona erer .

İnciller 'de Kudüs önemli bir yer işgal etmektedir. Markos incili'ne göre Hz. İsa, Galile bölgesinde halka tebliğ faaliyetine başlar ve onların olumsuz tavrı üzerine Kudüs'e yönelir, şehre girer ve mabedi temizler. Yahudi otoritelerinin tepkisiyle karşılaşınca şehrin cezalandırılacağını ve mabedin kirletileceğini haber verir. Şehrin dışında çarmıha gerildiğinde mabedin perdesi yırtılır. Diğer İnciller Kudüs'le ilgili bu bilgilere bazı ilaveler yaparlar. Yuhanna incili Hz. İsa'nın birçok defa Kudüs'e geldiğini kaydeder. İncillere göre Hz. İsa'nın dünyevi hayatı Kudüs'te sona erer, havariler orada "kutsal ruh"u alırlar.

Kudüs ismi Kur'an'da doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden el-Mescidü'l- Aksa 'nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiş (el-isra 17/1 ), ayrıca bulunduğu bölge "mukaddes toprak" (el Maide 5/21 ), "iyi. güzel bir yer" (Yunus ı O/ 93) olarak nitelendirilmiştir. Hadislerde ise Mescid-i Aksa'nın, Mescid-i Haram ve Mescid-i Resulullah ile beraber ziyaret amacıyla seyahat edilebilecek üç mescidden biri ve yeryüzünde Mescid-i Haram'dan sonra inşa edilen ikinci mescid olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'in Beytülmakdis'te namaz kılmayı tavsiye ettiği de aktarılmaktadır. Kütüb-i Sitte dışındaki rivayetlere göre Hz. İsa nüzulünden sonra ölünce Medine'de Resul-i Ekrem'in kabri yanında veya Kudüs'te defnedilecektir.

Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Hz. Peygamber'in Kabe'yi de önüne almak suretiyle Kudüs'e yönelerek namaz kıldığı ve -farklı rivayetler bulunmakla birlikte- Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği. daha sonra kıblenin Kabe'ye çevrildiği kabul edilmektedir. Resul-i Ekrem 'in sağlığında belli bir dönem için Kudüs'ün kıble olarak tercih edilmesi, müslümanların bu şehri dini bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir.

Ayrıca Hz. Peygamber'in, Mescid-i Haram'dan çevresi mübarek kılınan Mescid- i Aksa'ya gece götürülmesi şeklinde gerçekleştirilen İsra (el-İsrâ 17/I) ve ardından mi'rac mucizelerinde Mescid-i Aksa'ya gitmiş olması müslümanlar için bu şehrin önemini arttırmıştır. Muhammed Hamidullah, el-Mescidü ' I-Aksa'nın Beytülmakdis değil semalarda bulunan. meleklerin sürekli Allah'a ibadet ettikleri bir mescid olduğunu ileri sürmüşse de adı geçen mescidle sonradan bu ismi alan caminin değil Hz. Süleyman tarafından yaptırılan Beytülmakdis'in kastedildiği de bilinmelidir.

Bunların dışında Kudüs. Hz. İbrahim'den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman'ın inşa ettiği Beytülmakdis'i barındırması. İsrailoğulları 'nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekan olması açısından semavi dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur .